Erzurum İspir Nasıl Bir Yer?

İspir Hakkında Bilgi

Doğu Anadolu ile Doğu Karadeniz kıyılarını ve Kafkasları birbirine bağlayan doğal ve tarihi yollar üzerinde kurulmuş olan İspir, tarihin çeşitli dönemlerinde askeri ve ticari amaçlarla kullanılmıştır. İspir, sahip olduğu 76.865 hektar ormanlık alan ile Erzurum’un en büyük orman arazisini içinde barındıran ilçesidir, ayrıca Dünya’nın en hızlı akan nehirlerinden bir tanesi Çoruh Nehri’nin başlangıcı da İspir’dedir. İspir, iklim avantajı nedeniyle özellikle meyve ve sebzeler açısından zengindir. Dut ve dut ürünleri (pestil, kuru dut, pekmez, köme vb.) En önemli gelir kaynaklarından biridir. Bölgede fasulye yetiştiriciliği yaygındır ve yöresel işaretli ürün ‘İspir Fasulyesi’ yurt genelinde meşhurdur.

Son yıllarda seracılık ve özellikle arıcılıktan da ilçe ekonomisine hatırı sayılır bir girdi sağlanmaktadır. Günümüzde yörenin çeşitli yerlerinde başta alabalık olmak üzere yapay balıkçılık üretimi yapılmaktadır. İspir, Kuzeydoğu Anadolu ile Doğu Karadeniz bölgesinin kesiştiği noktada yer almakta olup, hem kara hem de deniz iklimleri arasında bir geçiş noktasıdır ve ağırlıklı olarak karasal iklim özelliklerine sahiptir. Bu iklim özelliği de farklı iklimlerin aynı anda oluşmasına yol açar. İspir’de kışlar Erzurum’un diğer bölgelerine göre daha ılımandır. Bölge, tarih ve doğal güzellikler açısından oldukça elverişli özelliklere sahiptir.

Pazaryolu ile birlikte yer aldığı Çoruh havzasında, Doğu Karadeniz kültürü ile yakın etkileşim içinde zenginleşen ve özellikle halk oyunları, şarkılar ve folklor açısından Doğu Anadolu ve Karadeniz sentezlenen bir içeriğe sahip olan İspir’de mutfaktan müziğe zengin bir kültürel kombinasyon bulunmaktadır.

Bizans egemenliği sırasında Sper adlı bir yerleşim, Bizans-Gürcü mücadelesinin yapıldığı yer olmuştur. 1048 yılında Selçuklu kuvvetleri tarafından ele geçirilen İspir ve çevresi, Malazgirt Savaşı öncesinde Bizanslılar ile Selçuklular arasında sık sık el değiştirmiştir. Alp Arslan tarafından Ebü’l- Kasım Saltuk’a verilen bölgeyle birlikte İspir’de 1072 yılında kurulan Saltuklu Beyliği’nin hakimiyetine girdi. 1202 yılında beyliğin yıkılmasından sonra II. Süleyman Şah tarafından kardeşi Mugis-ed-Din Tugrul Şah’a Erzurum ve çevresiyle birlikte bırakıldı. 1230 yılında Anadolu Selçuklu devletinin hüküm sürdüğü bölge Erzurum, bir süre sonra 1242 yılında Moğolların eline geçmiştir. Daha sonra İspir ve çevresi İlhanlılar, Eretna Beyliği, Karakoyunlu, Timur’lular ve Akkoyun’lu hakimiyetinde kalmıştır. İspir Kalesi 1499’da Osmanlı kuvvetleri tarafından ele geçirilmiş olsa da, kısa süre sonra Gürcü kuvvetleri tarafından geri alındı.

1515’te Osmanlı egemenliğine giren ve sancak olan 1514 Çaldıran Harekatı’ndan sonra İspir, yeni kurulan Diyarbakır Beylerbeyilik ve 1520’de Rum vilayeti birbirine bağlandı. 1535 yılında yeni kurulan Erzurum Vilayetine’ ne bağlı bir sancak olmuştur. 1642 tarihli Avarız defterine göre İspir ilçesinde 12 Müslüman aile, 17 gayrimüslim aile, 139 asker ve 10 din görevlisi bulunuyordu. İspir bölgesinde toplam 531 Müslüman ve 286 gayrimüslim aile bulunuyordu. 1835 tarihli nüfus yoklama defterine göre İspir’ de kaza merkezi ile birlikte 152 yerleşim alanı bulunmaktadır. Bu sayımda İspir kaza merkezi ve köylerinde yaşayan toplam erkek sayısı 11.308 kişi olup, bunun 10.691’i Müslüman erkek geri kalan 617 erkekte gayrimüslim nüfusu oluşturmaktaydı

1839 tarihli kaynaklarda İspir nahiye olarak kayıtlara geçmiştir. 1880 yılına kadar Erzurum’un merkezine bağlı bir ilçe olan İspir, bu tarihte Bayburt’a bağlanmıştır. Bayburt’ un kaza statüsüne düşürülmesi üzerine İspir 1888 yılında yeniden Erzurum merkez sancağının bir kazası oldu. 1892-1898 yıllarında İspir 143 köyü olan kaza konumundaydı. 1895-1896 yıllarında yerleşime telgraf hattı gelmiştir. 1900 yılında Bayburt,İspir arası posta sürücülüğü hizmete geçmiştir. Gene 1900 yılında yeni “Hükumet Konağı” hizmete açılmıştır.

İspir ve çevresi 1916-1918 yılları arasında Rus egemenliğinde kaldıktan sonra 25 Şubat 1918’de Kazım Karabekir komutasındaki 1. Kafkas Kolordusu birlikleri tarafından geri alındı. İspir, Erzurum merkezin 143 km kuzeyindedir. İlçenin yüz ölçümü 2244 km²’dir. Bölge sınırları içerisinde 2400 ila 3900 metre yükseklikte irili ufaklı birçok dağ bulunmaktadır.

  • Kaçkar
  • Mescit Dağı (3240 m),
  • Deve Dağı (3363 m),
  • Bozan Dağı (2924 m),
  • Sandık Dağı (3186 m),
  • Yassı Dağ (2500 m),
  • Kazancık Dağı (2750 m),
  • Korga Dağı (2364 m),
  • Ayaz öldüren Dağı (2500 m),
  • Asniyar Dağı (3040 m),
  • Dilek Dağı (3549 m), 
  • Hasan Dağı (2900 m),
  • Nevse Dağı (3114 m).

Bu dağlardan önemli olanlardır. Dünyanın en hızlı akan nehirlerinden biri olan Çoruh Nehri, İspir’den başlar ve İspir bölgesinden geçer. Bölgede rafting başta olmak üzere su sporları için pek çok uygun alan bulunmaktadır. 2014 yılı verilerine göre İspir, 76.865 hektar orman alanı ile Erzurum’un en ormanlık bölgesidir.

Erzurum Hakkında Bilgi

Doğu Anadolu’nun en büyük şehri ve bölgenin ekonomik, ulaşım ve kültür açısından önemli bir merkezi olan Erzurum, zengin tarihi geçmişiyle öne çıkıyor. Romalılar, Urartular, İlhanlılar, Sasaniler, Araplar ve Selçuklular gibi farklı kavim ve milletler tarafından yönetilen Erzurum’da, Osmanlılar, kent ve çevresini fethettikleri 1514’ten 1923 yılına, Türkiye Cumhuriyeti kurulana dek, bu topraklarda hüküm sürmüşlerdir. Böylesine önemli ve hassas bir bölgede bulunan Erzurum, coğrafi konumu ve konumunun avantajları nedeniyle tarihsel olarak çeşitli devletler tarafından yönetilmiş ve idari açıdan dikkat çekici bir bölgenin merkezi olmuştur.

Öte yandan Kent’in sahip olduğu bu coğrafi avantaj, aynı zamanda özellikle 19. ve 20. yüzyıllarda yaşadığı savaş ve işgaller nedeniyle Cumhuriyet dönemine harap bir kent olarak girmesine ve geçmiş dönemlerdeki öneminin büyük ölçüde azalmasına yol açmıştır. Kentsel nüfusun sosyo-ekonomik gelişmeyle birlikte sürekli değişmesi ve hareket etmesi bu gerçeğe bağlıdır. Yetersiz sosyal aktivite ve ilgili alanlar, eğitim sorunları ve yetersiz kentsel altyapı ile birlikte olumsuz iklim koşulları da buna katkıda bulunuyor.

Oysa Anadolu’nun ilk yerleşim yerlerinden biri olan Erzurum, üzerinde bulunduğu platosu, çevrili olduğu sıradağlar ve yaylaları ile ülkenin en yüksek ili konumunda bulunmaktadır. Erzurum; Doğu Anadolu Bölgesi’nde, kuzeyinde Artvin-Rize, batısında Bayburt-Erzincan, güneyinde Bingöl-Muş ve doğusunda Ağrı-Kars yer almaktadır. Nehir kaynakları bakımından zengin olan kent, Fırat Nehri’nin kaynağı olan Karasu’nun yukarı havzasında, adını taşıyan ovanın güneydoğusunda, Palandöken serisinin eteklerinde geniş bir alana yayılmıştır. Tarihi İpekyolu’nun önemli bir merkezi olan Erzurum, bugün Türkiye’deki mera alanlarının yüzde 12’sine ve su potansiyelinin yüzde 10’una tek başına sahiptir. Ayrıca küresel ve bölgesel düzeyde enerji arz güvenliğine katkı sağlayacak Bakü-Tiflis-Erzurum (BTE) doğalgaz boru hattının ve büyük İpekyolu’nun yeniden canlandırılmasını olanaklı kılacak Bakü-Tiflis-Kars (BTK) demiryolu hattının güzergâhları, Erzurum’dan geçmektedir. Erzurum’un mevcut eğitim ve sağlık imkanları nedeniyle bölgenin en önemli merkezi olduğu bilinen bir gerçektir. Bu fırsatları daha etkin kullanarak Erzurum’un çok yönlü ve önemli bir uluslararası kültür, eğitim ve kış sporları merkezi haline gelmesini sağlamak mümkündür. Tarih boyunca bir savunma şehri olarak görülen bu şehir, artık bölgesel işbirliği politikasının tohumlarının atıldığı bir istihdam ve yönetim merkezi olmalıdır.

Tüm bunlara rağmen öncelikle Erzurum ve çevre illeri kapsayacak büyüklükte bir bölge için yeni bir sürdürülebilir bölgesel kalkınma planı geliştirilmelidir. Böyle yeni bir bölgesel kalkınma planı hazırlanırken, yöre için geçerli olan ekonomik sektörler bazında gerçekçi bir şekilde öncelik sıralaması yapılması gerekir. Bu kapsamda ilk akla gelen sektörler olarak hayvancılık, kış turizmi, eğitim ve ticaret gibi sektörlere öncelik verilmelidir. Ayrıca bu bölgesel kalkınma planının sürdürülebilir bir niteliğe sahip olması, yani ekonomik niteliğinin yanı sıra, çevre ve sosyal yönden de önem taşımaktadır. Örneğin sağlıklı ve yaşanabilir kentler oluşturmada yapılacak iyi bir planlamayla, özellikle yakın çevresel kirliliklerin üstesinden gelinebilir. Kentsel altyapı sistemleri, düzenli depolama alanları ve bertaraf alanları gözden geçirilmelidir; İşlevsel alanlar ve aralarındaki ilişkiler göz önünde bulundurulduğunda çevre sorunu yaratabilecek konulara dikkat edilmelidir. Vatandaşların temel ihtiyaçları arasında bulunan temiz hava, içme suyu, parklar ve yeşil alanlar oluşturulmalı, eğlenebilecekleri sağlıklı bir ortam sağlanmalıdır. Şehir sakinleri için çok yönlü bir ihtiyaç olan yeşil alanların hava kirliliğini azaltmada önemli yutak alanları olduğu söylenebilir. Trafikten gelen hava kirlenmesinin önlenmesi için daha çok toplu taşıma sistemlerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Yeraltı ve yüzey su kaynaklarının kirlenmesini önlemek için su kaynaklarına yakın habitatlar oluşturulmamalı; kentin içme suyu kaynaklarının korunması için bu tür alanlar ormanlaştırılmalıdır. Modern bina yapım teknolojileri, ağaç-bitki canlı perdeleme sistemleri, kaynağında önleme gibi uygulamalarla kentsel gürültünün denetim altına alınmasıyla gürültünün insana erişimi azaltılabilir.

Ancak tüm bu kamusal nitelikli yakın çevresel kirliliklerin önlenmesinde ve çevrenin korunmasına yönelik hizmetlerle ilgili bütün özel ve kamu kuruluşlarının işbirliği şart olmakla birlikte, en önemli görev sorumluluğu, başta kentlilere ve ardından yerel yönetimlere düşmektedir. Aslında çevre ve yerel yönetim mevzuatı yerel yönetimlere farklı sorumluluklar yüklemektedir. Ayrıca kentin fiziki yapılarının yönetimi ve analizinde diğer profesyonellerden, şehir plancılarından, mimarlardan, peyzaj mimarlarından ve çevre mühendislerinden, sosyologlardan ve psikologlardan gerekli destek alınmalıdır.