Erzurum Tarihçesi

Ülkemizin hem Doğu Anadolu hem de Karadeniz Bölgesi topraklarında yer alan Erzurum, nüfus çoğunluğu açısından 29. Sırada bulunuyor. Doğu Anadolu’nun nüfus bağlamında 3. Büyük ili olduğunu söyleyebiliriz. Erzurum kuzeyinde Artvin’le Rize; batı tarafında Erzincan ve Bayburt; güneyinde Muş, Bingöl; doğusunda Ağrı, Kars ve kuzeydoğusunda da Ardahan bulunuyor. 1959 metre denizden yükseklikte yer alan özelliğiyle Erzurum kenti büyük ve tek yerleşim yeri olarak biliniyor. Yüksekçe bir yaylada güneybatı kısmında kurulan kent, verimli ovalarıyla ve İpek Yolu’nun da geçmesi sebebiyle önemli yere sahiptir… Palandöken Dağları eteklerinde kurulan kent, batıyla doğunun kilit noktası diye anılmaktadır.

Köklü tarihiyle, zengin su kaynaklarıyla ve tarıma elverişli topraklarıyla Erzurum kenti dikkat çekiyor. Kış turizmiyle ünlü olan kent, önemli uygarlıkların merkezlerine yakınlığıyla da aynı zamanda dikkat çekiyor. Erzurum Anadolu’da ki en eski yerleşim merkezlerinden olduğunu söyleyebiliriz. Özelikle de yörede bulunan taş araçlar, kentin geçmişinin Yontma Taş Çağı’na kadar gittiğine dair bizlere bilgi veriyor. Günümüze gelinceye kadar Erzurum kenti; Karin, Garin,Karna, Karnoi, Karintis ve Karnoi Kalhak gibi adlarla anılmıştır.

Erzurum Tarihi

Eski yerleşim yerlerinden olan Erzurum, tarihi M.Ö. 4000’li yıllara kadar uzanıyor. Tufanç, Cinis, Pulurve Sos höyüklerinden elde edilmiş olan arkeolojik buluntular bizlere bölgeyle ilgili önemli ipuçları veriyor. Arkeolojik buluntuların sayesinde kentin; yerleşim biçimleri, geçim koşulları, çevresi ve ekonomisi hakkında önemli kanılara varabiliriz. Erzurum kentine hakim olan uygarlıkları şöyle sıralayabiliriz:

  • Urartular
  • Hattiler
  • Hurriler
  • Kimmerler
  • Hititler
  • Medler
  • Selevkoslar
  • Saka(İskit) Türkleri
  • Persler
  • Partlar
  • Makedonyalı İskender
  • Romalılar
  • Gürcüler
  • Sasaniler
  • Selçuklular
  • Araplar
  • Saltuklular
  • İlhanlılar
  • Selçuklular
  • Timurlular
  • Moğollar
  • Karakoyunlular
  • Akkoyunlular
  • Osmanlılar
  • Safeviler

Erzurum’un Ovası Kuzeybatısında ki günümüzde ki Erzurum kentine yaklaşık 15 km. uzaklıkta ki “Karaz” bölgenin çok eski yerleşim yerlerindendir… Günümüzde karaz bölgesinin olduğu yerde, Aziziye yani eski Ilıca ilçesine bağlı Kahramanlar Köyü yer alıyor. Doğu Anadolu Bölgesi’nin tümüne İlk Tunç ve Demir Çağlarında yayılmış olan kültürde, Karaz Kültürü diye anılmıştır. Ortaçağ zamanlarında bu yerleşim merkezi, hayati önem taşıyan ticari merkezleri içinde yer almıştır. Farklı farklı ülkelerin tüccarları da özellikle bu bölgede ticaret yapma imkânı bulmuşlardır. Bu bölge 11.yy kaynaklarına göre; kalabalık ve zengin nüfuslu, kalesi olmayan yerleşim merkezi diye göstermiştir.

Ardze diye isimlendirilen bölgeyi Türkler aldıktan sonra da Arz olarak anılmaya devam etmiştir. Saltuklular döneminde de, Kara Arz olarak bahsedilmiştir. Zaman geçtikçe Kara Arz artık Karaz olarak söylenmeye başlamıştır. 11.yy’da gerçekleşen Selçuklu akını sonrasında Ardze halkı da Theodosiopolis yani günümüzün Erzurum’una gelmişlerdir.

Günümüzün Erzurum Şehri ve Geçmişi

Erzurun Ovası üzerinde Ortaçağ’da kurulan Doğu Anadolu’nun önemli kentlerinden olan Erzurum’un 20 ilçesi vardır. Bu ilçeleri şöyle sıralayabiliriz:

  • Erzurum merkez ilçedir
  • Yakutiye
  • Oltu
  • Tortum
  • Narman
  • Pazaryolu
  • İspir
  • Aziziye
  • Horasan
  • Köprüköy
  • Olur
  • Tekman
  • Palandöken
  • Şenkaya
  • Uzundere
  • Pasinler
  • Köprüköy
  • Karaçoban
  • Çat
  • Hınıs
  • Aşkale
  • Çat
  • Karayazı

Günümüzde ki Erzurum Kalesiyle kenti kurulmadan önce küçük köy varmış. Fakat Roma İmparatoru Theodosius adının olduğu kale yapıldıktan sonra özellikle bölge şehir görünümüne kavuşmuştur. Yalnız kale inşa edilmeden önce ki zamanda aynı bölgede yer alan yerleşim merkezinin adlandırılması hususunda tartışmalar yaşanmıştır. Günümüzdeyse Erzurum kentinin olduğu yerde, güzel bir kale Roma İmparatoru tarafından yapılmıştır. 387 senesinde kale, Sasanilerle Romalılar arasında paylaşımı sonrasında yapılmıştır. Theodosiopolis aslında askeri merkez olarak kullanılırken, zaman içinde sivillerin yaşamını sürdürdüğü önemli ticari ve şehir merkezi haline gelmiştir.

Bizanslılar tarafından Theodosiopolis adıyla anılan Erzurum Araplar tarafından da “Kâlikâlâ” şeklinde anılmıştır. İslami kaynaklara bakıldığında Erzurum’un isimleriyle alakalı rivayetler vardır. En fazla dillendirilen rivayetse şu şekildedir: Şehre Müslümanlar hâkimiyet kurduktan sonra “Kâli” adında ki bir kadın kocası olan Ermenyakos’un ardından yönetici olmuştur. Sonrasında şehir yaptırarak şehre de “Kâli’nin İhsanı” anlamına gelen “Kâlikale” adını vermiştir. Hatta şehrin bir tane kapısına da kendine ait resim yapıştırmıştır. Araplarda bu olay sonrasında kelimeyi Araplaştırıp, “Kâlikâlâ” tarzında kullanmışlardır.

Günümüzde ki Erzurum İsmi

Erzen yani Karaz’ı Selçukluların 1048’te tahrip etmesinin ardından halk kaçarak Theodosiopolis’e sığınmışlardır. Bu olay sonrasında da şehir Erzen şeklinde anılmaya başlamıştır. Erzurum’a Türkler ilk hâkimiyet kurdukları dönemlerde, Siirt’le Meyyafarikin arasında yer alan Erzen’den ayırt etmek amacıyla adın sonuna “Rum” sözcüğü eklenmiştir. Böylelikle Erzurum o dönemlerde, “Erzenü’r-Rum” adını almıştır. Zamanla Erzenü’r –Rum ismi, Arzırum, Arzanu’r-Rum tarzında anılarak bugünlerde anılan şeklini yani Erzurum kelimesini almıştır.

Erzurum kenti, Doğu Roma İmparatorluğu’nca bölgede ki önemli ticari merkez konumuna ulaşmıştır. 502 yılında Sasaniler’in ele geçirdiği kenti, Bizanslılar 504 yılında geri almıştır. I. Anastasius (Bizans İmparatoru) tarafından şehri güçlendirme çalışmaları yapıldı. Theodosius kalesinin tepesini Anastasius surların içine alarak kentte farklı değişiklikler yapmıştır. Kentte ki değişikliklerin sonrasında da adını kente vermiştir. Yalnız halk eski ismi Theodosius’u benimsediklerinden yeni isme alışamayıp, benimsememişlerdir. Bu yüzden de kent eski ismiyle anılmaya devam etmiştir.

Theodosius kenti, Doğu Roma İmparatoru olan Justinianus sayesinde en parlak dönemini yaşamıştır. Hatta şehirde Justinianus zamanında önem arz eden imar çalışmaları da yapılmıştır. Yapılan çalışmaların en bilineniyse, kent çevresine derin çukurlar kazılarak kale de iyice güçlendirilmesidir. Beygu’ya ait Erzurum Şehir Arşivi içinde ki notlardaysa, Justinianus’un kentin içerisinde Anatanrı Kilisesi kurdurması yer alıyor. Theodosipolis yanında bulunan Kırk Şehit Manastırı’nı da Justinianus’un yenilettiğini söyleyebiliriz. Bu zaman diliminde Bizans İmparatorluğu’nda ipek dokumacılığıyla birlikte imalatı da gelişmiştir. Kent özellikle İpek Yolu güzergâhında konumlanması sebebiyle de hızla gelişip önemi daha da artmıştır. Yalnız Bizans ve Sasani mücadeleleri sonucunda kent çok tahribata uğramıştır.

Erzurum’un Müslümanların Hâkimiyetine Geçmesi

İlk Erzurum’un Müslümanlar tarafından fethedilmesi, 638 yılı Hz. Ömer(r.a) dönemidir. 645’te Hz. Osman(r.a) zamanındaysa, kesin şekilde fethedilmiştir. 949 senesine kadar kent Araplarla Bizanslıların arasında devamlı el değiştirmiştir. Arapların daha çok yönettiği şehir, Kalikala adıyla gaza üssü konumuna gelmiştir. Türkistan taraflarından gönüllü gelen İslam mücahitleri de kente yerleşmişlerdir. Abbasiler zamanında vakıflar kentte kurularak ticaretin gelişmesi sağlanmıştır. Bizans İmparatorluğunun şehirlerine giriş kapısı olarak bilinen bu bölgede, Müslüman tacirlerde Hristiyan ve İslam ülkelerinin mallarını mübadele ederlerdi. Bölgede ki en önemli ticari unsurlarsa, Kalikala’da dokuması yapılan halılardı… Erzurum üzerinden halılar tüm Müslüman ülkelere gönderilirdi. Bu yüzden de kaliçe ve kali isimleri de kentle özgünleştirilmiştir.

Erzurum’un nüfus yapısının da özellikle Müslümanların hâkimiyetinden sonra değiştiğini söyleyebiliriz. Türkistan bölgesinden gelen İslam mücahitlerinin kente yerleşmesinden sonra özellikle İslami vakıflar kurulması kentin nüfus yapısını önemli ölçüde etkilemiştir.

Şehirde Araplar haricinde; Ermeniler, Rumlar, Yahudiler ve Gürcülerde yaşıyordu. 994’ten 1000 senesine kadar kent Gürcülerin eline geçmiştir. Gürcülerden sonra Bizans İmparatorluğu yeniden kenti ele geçirmiştir. Bizans İmparatorluğunun şehir, idari birim merkezlerinden olmuştur. Hatta ve hatta doğudan gelmesi muhtemel akınlara karşı da tekrar tamiri ve güçlendirme çalışmaları yapılmıştır. Erzurum’a Bizans 2. Kez hâkimiyet kurduğunda da, Trabzon kentinden gelen ticaret yolunun üzerinde de önemini daha da artırdı. O dönem de fazlasıyla ticari bağlamda gelişmeler sağlamıştır.

Selçukluların Zamanında Erzurum

Abbasi halifeleri, 11.yy 2. Yarısında Selçukluların himayesine fiilen girmişlerdir. Böylelikle Araplar ’da bölgeyi terk ederek,  Selçuklularla Bizanslıların mücadelesine sebep olmuşlardır. Kutalmış ile İbrahim Yınal önderliğinde olan Selçuklu ordusu 1048 yılında 15 km. Erzurum’un kuzey batı yönünde ki Erzen’e geçip, kenti kuşattılar. Kentte ki halk ilk Erzurum dışarısına çıkarak dayanmaya çalıştılar. Ancak işler umdukları gibi gitmedi dayanamayarak tekraren direnişlerini sürdürdüler. Kentte ki hayat çekişmelerin arasında 6 gün devam etti. Kuşatma bitmek bilmeyince de İbrahim Yınal’da kenti ateş altına aldı. Bu çekişmelerden, zorlu süreçlerden sonra Erzen artık eski zamanlarına dönemedi. Kentin hayatta kalan halkı da olayların sonrasında günümüzde ki Erzurum Kalesi’ne yani Theodosipolis’e sığınmıştır.

Erzurum’a Türklerin tamamen yerleşmesiyse, Malazgirt Savaşı’nın ardından olmuştur. Doğu Roma İmparatoru olan Romanos Diogenes Malazgirt Savaşına giderken Erzurum’da ordusunu toplamıştır. Rus, Frank, Norman, Ermeni, Grek, Alan, Hazar, Oğuz ve Kıpçak Türkleri Theodopolis yani Erzurum Kalesi’nde toplandılar. Çeşitli kaynakları günümüzde incelediğimizde kaleye gelen asker sayısının 200.000 ve 400.000 arasında değiştiğini söyleyebiliriz. Doğu Roma İmparatorluğu Malazgirt Savaşı’na hazırlanmayı Erzurum’da yapmıştır. Türklerin Malazgirt Savaşı’ndan alnının akıyla çıkması sonucunda Doğu Roma İmparatorluğunun hazırlıkları da boşa gitmiştir.

Malazgirt Savaşını kazanan Sultan Alpaslan sonrasında Romanos Diogenes’i esir alır. Ancak Sultan Alpaslan sonradan Romanos Diogenes’le anlaşma yaparak İstanbul’da ki tahtını sağlama alması için yanına asker vererek İstanbul’a gönderir. Sultan Alpaslan ile Romanos Diogenes arasında ki anlaşmaya göreyse; Malatya-Erzurum ve Tarsus hattı Selçukluların olacaktı.

Malazgirt Savaşında yenilgiye uğrayan Romanos Diogenes İstanbul’a dönerken yolda, üvey oğlu olan Mihail Dukas’ın tahta geçtiğini öğrendi. Bu olay sonucunda Sultan Alpaslan ile Romanos Diogenes arasında ki anlaşmada geçersizleşti. Sultan Alpaslan’sa olayın arkasından emrinde olan Türkmen beylerine Anadoluyu fetih çalışmalarına başlamalarını emretmiştir. Erzurum kenti de, Sultan Alpaslan tarafından verilen emir doğrultusunda Saltuk Bey tarafından fethedilmiştir. 1071’den sonra Saltuklu Beyliği kurulmuştur. Saltuklu Beyliği yöneticileriyse önemli kişilerden oluşuyordu. O önemli kişiler şunlardı; Mamahatun, Nasıreddin Muhammed ve Ziyaeddin Gazi… 12 yy sonunda gücünü Saltuklu Beyliği iyice kaybettikten sonra Anadolu Selçuklu Sultanı olan II. Rükneddin Süleymanşah tarafınca varlığı 1202’de sona erdirilmiştir.

Saltukluların varlığı Erzurum’da son bulmasıyla Selçuklular kentte hüküm sürmeye başlamışlardır. Mugiseddin Tuğrulşah tarafından Erzurum Selçukluları tarafından kurulmuştur. Mugiseddin Tuğrulşah Erzurum’u yönettiği esnada Ahlat’tan başlayarak Amasya’ya kadar da sınırlarını genişletmeyi başarmıştır. Gürcülerle ve Eyyübilerle devamlı çatışmalar yaşayarak, bir dönem Gürcistan’ dada hüküm sürmüştür. 1225 yılında ölen Tuğrulşah’ın yerini oğlu Rükneddin Cihanşah aldı. Cihanşah’ın hüküm sürdüğü yıllarda, hem doğuda hem de batıda Moğol tehlikesi vardı. Erzurum ve etrafında Moğollar varlığını göstermeye başlamıştı. Moğolların baskısı ilk Harzemşahlar sonra da Selçuklu Devleti’ni ortadan kaldırdı.

Moğollar Selçuklulara ve Harzemşahlara hükmetmeden önce Rükneddin Cihanşah, bağımsız devlet kurmak için Anadolu Selçuklularından ayrılmayı istiyordu. Bunun içinde Celalettin Harzemşah’la Alattin Keykubat’a karşı bir araya geldi ve iş birliği yapmıştır. 1230 yılında Rükneddin Cihanşah ile Alaattin Keykubat Yassıçemen Savaşı sayesinde karşı karşıya geldiler. Yassıçemen Savaşını kazanan taraf Alaattin Keykubat oldu. Alaattin Keykubat Erzurum’a ordusuyla beraber giderek Rükneddin Cihanşahı tahtan indirdi. Keykubat Erzurum’u aldıktan sonra kent direkt merkeze bağlandı. Türkiye Selçuklularının en önemli ve büyük hükümdarı Alaattin Keykubat, devlete azamet devrini yaşatmıştır. Alaattin Keykubat’ın Erzurum’u ele geçirmesinde ki temel nedense, Moğol tehlikesin i durdurmaktı. Bunu da büyük bir başarıyla Alattin Keykubat gerçekleştirmiştir. Türkiye Selçukluları Erzurum kentine 1230 senesinde hâkimiyet kurmaya başladılar.

Türkiye Selçukluları Erzurum’a hâkimiyet kurduktan sonra komutanlık yapan Mübarizeddin Çavlı’yı subaşı görevine getirdiler. Harzemşah Devleti’nin yıkılmasından sonra bu esnada Erzurum’da uç bölge konumuna gelmiştir. Dolayısıyla Erzurum Moğol istilalarını karşılayan taraf haline gelmiştir. Moğollardan batıya kaçanlar hep Türkmenlerin akınlarına uğramışlardır. Oğuz Kayı boyu mensubu olan grupta Ertuğrul Gazi’nin önderliğinde 1232-1233 tarihlerinde Erzurum taraflarına gelmişlerdir. Erzurum, Erzincan gibi şehirlerden sonra Ahlat’a inerek Alaattin Keykubat bu kenti de Eyyübilerden almıştır. Böylelikle Alaatin Keykubat tarafından Ahlat-Erzincan ve Erzurum hattı gayet kuvvetli savunma hattına dönüşmüştür. 1237 senesine yani Alaattin Keykubat ölünceye kadar da bölge hiçbir Moğol saldırısıyla karşılaşmamıştır.

Alaattin Keykubat’ın yaşamını yitirmesinin arkasından 1240 yılında Anadolu’da gerçekleşen Babai isyanından Moğol komuta Baycu Noyan cesaret almıştır. 1242 yılında Erzurum kentini kuşatarak kenti ele geçirmeyi başarmıştır. Bu olay sonucunda kent tarihinde ilk kez büyük yağma ve tahribata maruz kalmıştır. 1243 yılında Türkiye Selçuklu Devleti Kösedağ Savaşını kaybetmesi sonucunda Batı Moğolların hâkimiyetine girdi. 1256 yılında da Türkiye Selçuklu Devleti, İlhanlı Devleti’ne bağlandı. 1308 senesinde Türkiye Selçukluları tamamen yıkıldıktan sonra Erzurum direkt İlhanlı valilerince yönetilmeye başlandı.

Osmanlı Devleti Zamanında Erzurum

1336 senesinde İlhanlılar’ın yıkılmasından sonra ortalama 200 sene kadar Osmanlı fethi gerçekleşene kadar Erzurum siyasi istikrarı bir türlü yakalayamadı. Erzurum kenti tarihte çok fazla savaşa tanıklık etmiştir. İlhanlı Devleti yıkıldıktan sonra özellikle Karakoyunlularla Akkoyunlu beyliklerinin arasında kalan bir şehir haline Erzurum dönüşmüştür. İskender ile Timur Bey’in tahribatına maruz kalan şehir, Yörede hâkimiyet kuran Şah İsmail’in Şiiliği yayma politikası yüzünden de zor zamanlar yaşadı. Bu dönem de Erzurum halkı göç etmek durumunda kalmıştır. Osmanlı Devleti Erzurum’u 1517-1518’de fethetmiştir. 1520 yılındaysa kentte nüfus sayımı yapıldığında mükellef nüfusun olmadığını söyleyebiliriz.

Erzurum Kalesi önceki dönemlerde tahrip olması sebebiyle 20 sene de anca harap halinden kurtulabildi. Erzurum’un imarıyla ilgili çalışmalar, Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1534 senesinde İran Seferi sonrasına yapılmıştır. İmar çalışmalarının sonunda Erzurum Osmanlı için önem kazanmaya başladı. Özellikle kentin üzerinde yer alan ticaret ve askeri yollar Osmanlı için hayati önem taşımaya başladı.

Erzurum Eyaleti’nde üst konumda olan yöneticiler devletin de aynı zaman da yüksek kademelerinde bulunuyorlardı. Erzurum kenti tarihte her zaman stratejik bir önem taşımıştır. Çünkü İran ve Gürcistan ile olan savaşlarda şehir hep askeri üs konumundaydı… Tanzimat döneminde ki idari düzenlemelerin uygulamaya koyulduğu yerlerin başında da Erzurum gelir. 1864 yılında ki Vilayet Nizamnamesinde geçen bilgiye göre Anadolu’da ki ilk vilayetin Erzurum olduğunu söyleyebiliriz. Rusların tehditlerine karşı o dönemde Erzurum’un askeri tarafı hep ön plana çıkmıştır. Kent kendisi ve çevresi sağlamlaştırılmıştır.

1828-1829 yılları arasında Osmanlı-Rus Savaşı sonunda kent ilk defa Rusların hâkimiyetine geçmiştir. Ruslar tarafından gerçekleşen bu işgal uzun sürmedi ve 1829 yılında Edirne Anlaşması sonucunda, Erzurum Kalesi yeniden Osmanlı Devleti’nin eline geçmiştir. Rus işgalinden sonra kent yeniden sosyo-ekonomik ve fiziksel bağlamda büyük yaralar almıştır. Ancak savaşın arkasından uluslararası ticarette gerçekleşen olumlu gelişmelerle birlikte kent yeniden iktisadi ve sosyal anlamda toplanmaya başladı. Rusların ilk işgalinin arkasından Kırım Savaşı’nın bitmesiyle birlikte yönetim yeni işgalleri önlemek adına kentin etrafına modernleştirilmiş savunma hatlarını kurdu. Ancak 93 Harbi’nden maalesef Osmanlı toprak kaybederek çıkmıştır. 93 Harbi’nden sonra imzalanan Ayastefanos Antlaşmasıyla birlikte Erzurum Ruslar tarafından yeniden işgal edilmiştir. 13 Temmuz 18978 yılında yapılan Berlin Antlaşmasıyla birlikte Erzurum’u Ruslar boşattılar.

Berlin Anlaşması ile Ardahan’la Kars Ruslar’a verildi. Erzurum kentiyse, Osmanlı ile Rusya sınırının iç tarafında ki sınır kalesi konumuna düşmüştür. Bu sebepten dolayı 93 Harbi sonrasında kentin dışında ki bölgede düşmanın olası saldırılarına karşı geçitler, yeni tabyalar ve savunma hatları yapıldı. Erzurum kenti, Osmanlı Devleti sınırlarındayken Rusya ve İran sınırına yakın önemli noktada konumlanması sebebiyle kale görevi görmüştür.

Milli Mücadele ve 1. Dünya Savaşı Sırasında Erzurum

1.Dünya Savaşı olana kadar Erzurum’da tabya yapımı sürmüştür. Kent tamamen zorlu olan 1.Dünya Savaşı’na tam anlamıyla hazırlanmıştır. Yalnız savaşın ilk zamanlarında yaşanan Sarıkamış mağlubiyetiyle birlikte Rusların Erzurum’u ele geçirme olasılığı da artmıştır.

1916 yılında Erzurum kenti 3. Defa Rusların hâkimiyetine geçmiştir. Ruslar tarafından Erzurum’un işgal edilmesi aslında savaşın sonucunu da etkileyecekti. Özellikle de Irak ve Gelibolu Türkleri tarafından büyük bozguna uğrayan İtilaf Devletleri, Erzurum’u kazanarak rahatladılar. Erzurum’un kaybedilmesi aslında Türkler için büyük ve beklenmedik bir kayıp oldu. Bolşevik İhtilali sonrasında da 1917 senesinde Ruslarla, Osmanlı Devleti Brest-Litovsk Antlaşması imzalamıştır. Antlaşma sonrasında da Rusya Doğu Anadolu Bölgesini boşaltmıştır. Rusya’nın Doğu Anadolu’dan çekilmesiyle birlikte bu severde kentte ki Ermeniler Müslümanlara rahat vermemişlerdir. O dönemde Ermenilerin yapmış olduğu katliamlar tamamen imha seviyelerine gelmiştir. Bu hususu yakından takip eden Doğu Cephesi Komutanı olan Kazım Karabekir Paşa ve beraberinde ki ordusu Erzurum’a gelip kentte ki Ermenileri kovmuşlardır.

1918 yılında 1. Dünya Savaşı bittikten sonra Mondros Mütarekesi’yle beraber Erzurum kentinde ki Ermeni konusu da tekrar gündemi meşgul etmeye başlamıştır. İstilas-ı Vatan adlı gizliden cemiyet kuran kentin önemli isimleri, Doğu Anadolu’da kurulması söz konusu olan Ermeni Devleti’ni engelleyeceklerdi. 1918 yılında da İstanbul kentinde Vilayat-ı Şarkiyye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin kuruluşu gerçekleşmiştir. 1919 yılındaysa Vilayat-ı Şarkiyye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin Erzurum’da ki şubesi açılmıştır. Bu cemiyetin açılmasıyla birlikte de İstihlas-ı Vatan Cemiyeti kapatılarak, üyeleri de yeni cemiyete dahil edilmiştir. Cemiyetin çalışmaları 15. Kolordu Komutanı olan Kazım Karabekir Paşa’nın Erzurum’a gelmesiyle daha da hızlanmıştır. Bölgesel kongrenin gerçekleşmesini uygun bulan cemiyet, aynı zamanda şark vilayetlerini de umumi kongreye çağırmıştır.

3. Ordu Müfettişliği göreviyle Mustafa Kemal’de 3 Temmuz 1919 tarihinde Erzurum’a ayakbastı. Mustafa Kemal’in başkanlık görevini yaptığı 23 Temmuz 1919 tarihinde yapılan Erzurum Kongresi sayesinde bölgenin tüm vatanseverleri bir araya gelmiştir. Erzurum Kongresi’nde sanki millet meclisiymişçesine hareket edildi. Temsil Heyeti’nin bir araya toplandığı Erzurum Kongresi’nde halkın başkan olarak Mustafa Kemal’i seçmesiyle birlikte halk tarafından lider görülmeye başlamıştır. Son Osmanlı Mebusan Meclisi Erzurum kenti milletvekili görevine de özellikle Mustafa Kemal getirilmiştir.

Erzurum kentinde kurulmuş olan Temsil Heyeti, TBMM 23 Nisan 1920’de açılmasına kadar da, Milli Mücadelede ki hareketini sürdürmüştür. Arkasından da yaptığı görevi tümüyle TBMM’sine ve hükümetine bıraktığını söyleyebiliriz.

Böylelikle Erzurum ve tüm ülkenin düşmanlardan ayıklanması sonuncunda, Türkiye Cumhuriyeti kuruşu da onurlu şekilde gerçekleşmiştir.

Erzurum’un Tarihi Kapıları

Erzurum kenti, tarihi kapılarıyla ünlenmiştir. Kente ilk kez giden insanlar; Erzincan, İstanbul, Tebriz, Gürcü, Kavak, Yeni, Gürcü, Kars ve Kilise Kapılarının anlamlarını merak ederler. Erzurum’la bütünleşen tarihi kapılar; kente dair kültür, değerler ve savaşlar hakkında bizlere ipuçları veriyor. Erzurum şehrinin özellikle tarihte önemli yer tuttuğunu söyleyebiliriz. İpek Yolu güzergâhında konumlanan Erzurum’un stratejik bir önemi vardır. Büyük orduların ve kralların durağı konumunda bulunan Erzurum, tarihinde her daim fetihlere ve savaşlara şahitlik etmiştir. Medlerden tutunda Osmanlı Devleti ’de dahil olmak üzere birçok uygarlık tarafından yönetilen şehir haline Erzurum gelmiştir.

Sefari, Akkoyunlular, Moğol ve Timur orduları kısacık sürelerde kentte hâkimiyet kurmuşlardır. Kentte uygarlıkların savaşları çok uzun zamanlar sürmüştür. Osmanlı-Rus, Osmanlı-İran savaşlarıysa kentin kaderini fazlasıyla etki altına almıştır. Kentin savunulması adına tahmini olarak 5.yy’da dış ve iç kaleler inşa edilmiştir. Günümüzde iç kalenin varlığını hala sürdürdüğünü söyleyebiliriz. Dış kaleyse, Kanuni Sultan Süleyman zamanında detaylı bakıma tabi olmuştur. Yalnız kayıtlara göre dış kalenin burçlarının depremlerde zarar gördüğünü söyleyebiliriz. Ünlü gezgin Evliya Çelebi Erzurum Kalesi’nin dışla, iç kaleden oluştuğunu söylemiştir. İç kaleyle dış kale arasında ki kalan bölgeyse, hisar içi olarak anılıyordu. Erzurum Dış Kalesi, Tebriz kapısına direkt uzanarak Yenikapı’ya da aynı zamanda yöneliyordu. Yeni Kapı ’ya yönelen Dış Kale sonrasında Erzincan Kapı ‘ya direkt inmiştir. Bakırcı Camisinin yakınından geçen Dış Kale, ilk Gürcü Kapısı’ndan sonra Taş mağazaların olduğu yerden kaleye doğrudan gitmiştir.

Yenikapı

Erzurum’la özdeşleşen Yen Kapı’nın tam açılış tarihi bilinmiyor. Tahminlere göreyse bugünkü karayollarının inşa edilmesi esnasında açıldığı söyleniyor. Taş Ambarların olduğu güney tarafta açılan kapı, tarihte ki Yoncalık mahallesiyle, kışlasına gidilmesi adına kullanılan kapı olarak karşımıza çıkıyor.

Tebrizkapı

Dış Kale kapıları arasında Tebriz Kapısı yer alıyor. Günümüzde ki Narman Camii’ne direkt açılan bu kapı, Tebriz’den gelecek misafirlerin giriş kapısıdır… Maalesef Tebriz Kapısı günümüze kadar gelememiştir.

Gürcü Kapı

Günümüzde Ali Ağa Camisi tam güney tarafında Zeynal Camisine giden sağ tarafta ki yolda Gürcü Kapısı bulunuyordu. Bu kapıyı, Gürcistan’dan Erzurum’a giriş yapan kervanlar kullanıyordu. Günümüze ulaşamayan tarihi Erzurum kapıları içerisinde yer alıyor.

Erzincan Kapı

Günümüzde ki Özel İdare İşhanı güney tarafında Erzurum Kalesi’nin de batı kısmında yer alıyor. Bu kapı Murat Paşa Mahallesi içine açılıyordu. Erzincan taraflarından Erzurum’a giriş yapacak kervanlar bu kapıyı kullanırlardı. Erzincan Kapısının da günümüze kadar gelemediğini söyleyebiliriz.

Kilise Kapı

Kilise Kapı’nın dış surları 1829 yılında gerçekleşen Osmanlı-Rus muharebesinde çok fazla zarar görmüştür. Özellikle de o dönem de uzun menzilli toplar ortaya çıkınca kale savunulması da tam anlamıyla gerçekleşememiştir. Erzurum Ruslar tarafından işgal edildiği dönemlerde, Gürcü Kapısında ki kale günümüzde ki Nazik adlı çarşıya kadar Osmanlılar tarafından uzatılmıştır. Uzatılmasıyla birlikte kaleye birde yeniden burçlar yapılmıştır. Hatta kaynaklarda geçen bilgiye göre de o dönem de Gürcü Kapı yerini Kilise Kapıya bırakmıştır.

Yepyeni savaş taktiklerinin gelişimiyle birlikte 1852 senesinden sonra ayakta kalmayı başarmış olan surlar tabyalar yapımında kullanılmaya başladı. 1854 senesinde inşa edilen Taş Ambarlarla Aziziye ve Mecidiye Tabyaları da dış kale taşlarıyla yapılmıştır. Hatta ve hatta Erzurum’un tarihi evlerinin de bu taşlarla yapıldığını söyleyebiliriz. İç kale haricinde ki dış surlar 859 senesinde meydana gelen depremde çok fazla zarar görerek, 1865’te de tamamıyla yıkılmıştır.

Kırım Savaşı’nın olduğu zamanlarda tabyalar yapılmaya başlamıştır. 1894 yılında da tabyaların yapımı tamamlanarak Erzurum kenti tam anlamıyla ortaya çıkmıştır. Devre-i Muttasılla ismiyle anılan toprak surlarsa, 1854’te Fosfor Mustafa Paşa tarafından inşa edilmeye başlanmıştır. İmece usulü olarak 1872 senesine kadar da grup tabyaların yapımı tamamlanmıştır. Mecidiye Tabyası üzerinden geçen Toprak Tabyalar’ın Kavak Mahallesi’ni de geçerek Cumhuriyet Lisesi’ne geldiğini oradan da Kavak Kapısı’na gittiğini söyleyebiliriz. Belirttiğimiz bu bölgelerden geçen Toprak Tabyaların, İstanbul Kapısına ulaştığını söyleyebiliriz. Günümüzde ki ordu evinden yukarıya çıkılarak, Bayındırlık İskan Müdürlüğü evleri üzerinden geçip Erzurum Valiliği Binası olan bölgeye gidiyordu. Günümüzde ki Harput Kapısı da tam olarak belirtmiş olduğumuz Erzurum Valiliği Binası’nın olduğu yerde bulunuyor.

Harput Kalesi’nin 2017 yılına kadar üzeri topraklarla kaplıydı ve üzerinde de bina bulunuyordu. 2017’de Erzurum Valisi olan Seyfettin Azizoğlu çalışmalarıyla Harput Kalesi ’de görünür hale gelmiştir. Toprak Tabyalar aynı zamanda kara yollarının alt tarafından geçip günümüzün Gavurgan Mahallesi’ne ulaşıyordu. Gavurgan Mahallesi’nden de Toprak Tabyalar Kars Kapı ’ya kadar gidiyordu. Kars Kapısı da ayrı Erzurum’un önemli tarihi güzellikleri içinde yer alıyor. Halen hayatta olan kapı, tüm ihtişamıyla ziyaretçilerini karşılıyor.